Kobiler
Kobilerin Türkiye Ekonomisindeki Gücü
Kobilerin Genel Yapısı ve Sorunları
Kayıt Dışı Ekonomi ve Basel II Süreci ile Etkileşimi
Basel II Standartlarına Göre Kobi Olma Şartları
Kobilerin Alması Gereken Önlemler
Kobilerin Karşılaşabilecekleri Zorluklar Nelerdir?
Basel II ye Geçiş Sürecinde Kobilere Öneriler

KOBİLER

Bir ekonominin gerçek dinamosu nedir diye sorulduğunda buna verilecek yanıt "KOBİ"ler olacaktır. Buna rağmen "KOBİ nedir?" diye sorulduğunda ise ortaya net bir yanıt çıkmamaktadır. "Küçük ve orta boy işletme" ana tanımı içinde, KOBİ´lere değişik ülkeler hatta aynı ülke içindeki farklı birimler farklı farklı özellikler yüklemektedirler. Bu nedenle çoğu zaman tanımlamada karışıklık yaşanmaktadır.
Bunda temel etken, tanımlamada kullanılan ölçütlerin değişik olmasında yatmakta elbette. Tanımlamada genel olarak 3 ölçüt öne çıkmaktadır: Söz konusu firmanın çalıştırdığı personel ya da işçi sayısı, bilânço değerleri ve bağımsızlık ölçütleridir. Bağımsızlık ölçütünden kasıt, bir firmanın sermayesi ve hissesinin %25 ten fazlasının bir büyük sermaye grubuna ait olmamasıdır, yani hisse payı içinde büyük sermayenin payı %25´ten az olan bütün firmalar KOBİ kategorisine girmiş sayılmaktadır. Ölçütlerdeki farklılık, değişik sektörlerde ve faaliyet alanlarında bile görülmektedir. Örneğin bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin KOBİ olması için 50 ya da daha az bilgisayar sahibi olması gibi bir eğilim söz konusudur. Burada görüldüğü gibi temel ölçüt, üretim aracının yani bilgisayar sayısının tanımda kullanılmış olması. Yine aynı şekilde, imalat sanayinde ise çalışan sayısı devreye girmekte fakat ölçütler aynı olmasına rağmen sonuç değişmektedir. Dış Ticaret Müsteşarlığı imalat sektöründe KOBİ olabilmenin üst sınırını 200 işçi olarak verirken, Hazine Müsteşarlığı ise bu sınırı 250´ye çıkarmaktadır! Bu durum bir çok uzman ve ekonomi yazarı tarafından ortak KOBİ tanımı yaratmada büyük bir sorun olarak kabul edilmekte, hatta istihdamda üst sınırın 250 çalışan olmasını bile büyük bir yanlışlık olarak ifade etmekteler.
Ayrıca KOBİ denildiğinde tek parça ve bir bütün olarak ifade edilen bir üretim biriminin olmaması da tanımı daha da zorlaştırmaktadır. Çünkü KOBİ kapsamı içine 3 farklı birim girmektedir. Bunlar; Mikro ölçekli işletmeler, küçük ölçekli işletmeler, orta ölçekli işletmeler olarak sınıflandırılmakta. Kendiliğinden bölünen canlı hücreler gibi, KOBİ bünyesi içinde oluşan bu sınıflamalar, tanımlama yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte yapılan ayrımlar arasındaki sınırların ne olduğu (Örneğin mikro işletme ile küçük işletme arasındaki istihdam, ciro, hisse payı vs ölçütleriyle oluşan sınırın ne olacağı gibi) konusunda oluşan ayrılık ve ihtilaflar daha da çeşitlenmektedir.
Örneğin bu durum AB-Türkiye çerçevesinden bakıldığında daha net anlaşılabilir. Avrupa Birliği mikro işletmeler için yıllık ciro sınırını 2 milyon Euro olarak kabul ederken, Türkiye´de Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarıyla bu sınır 1 milyon Euro olarak belirtmekte. Benzer şekilde Avrupa Birliği, orta ölçekli işletme olma ölçütünü, yıllık cirosu 40 milyon Euro´nun altında kalan işletmeler olarak belirlerken, Türkiye´de DİE ölçütlerine göre bu rakam 25 milyon Euro olarak gösterilmektedir. (Küçük işletmeler için de aynı durum mevcuttur, AB 10 milyon Euro´nun, Türkiye ise 5 milyon Euro´nun altında yıllık ciro yapanları küçük işletme olarak kabul etmektedirler.)
Görüldüğü gibi net bir KOBİ tanımı yapmak oldukça güç ve karmaşık. Birbiriyle kimi yerde uyuşan kimi yerde çelişen rakamlar, değişik kuruluşların, dernek ve odaların kullandıkları ölçütlerin farklılığı, tanımlamayı yapan kuruluşların benzer kurumlar olmasına rağmen bambaşka sonuçlara ulaşmasına ve tanımlamada bir standarda ya da net yanıta ulaşmalarına engel olmaktadır.
Hazine Müsteşarlığı'nın verilerine göre; imalat sanayinde faaliyette bulunan ve yasal defter kayıtlarında, arsa ve bina hariç, makine ve teçhizat, tesis, taşıt araç ve gereçleri, demirbaşlar vb. toplamının net tutarı 400.000 YTL’ yi aşmayan;
• 1–9 işçi çalıştıran işletmeler çok küçük ölçekli,
• 10–49 işçi çalıştıran işletmeler küçük ölçekli,
• 50–250 işçi çalıştıran işletmeler orta ölçekli işletmeler olarak tanımlanıyor.
• En fazla 400.000 YTL tutarında sabit yatırım harcaması yapan işletmelerin tüm yatırımları KOBİ kapsamında değerlendiriliyor.
Dış Ticaret Müsteşarlığı tanımına göre, imalat sanayinde faaliyet gösteren,1–200 işçi çalıştıran, gerçek usulde defter tutan, arsa ve bina hariç sabit sermaye tutarı bilânço net değeri itibariyle 2 milyon ABD doları karşılığı YTL’ yi aşmayan işletmeler, KOBİ olarak tanımlanıyor.

Bazı Ülkelerin ve Kuruluşların KOBİ Tanımlamaları

ABD'de, KOBİ'ler için geçerli resmi bir tanımlama bulunmamaktadır. 1953 tarihli Küçük İşletme Kanunu, küçük işletmeyi, sahipliği ve yönetimi bağımsız, faaliyet gösterdiği alanda hâkimiyet gücü bulunmayan işletme olarak tanımlamaktadır. ABD Küçük İşletme Teşkilatı (SBA. Small Business Administration), sektörel olarak işletmelerin satış tutarı ve istihdam edilen işçi sayısına göre KOBİ tanımları yapmaktadır. Örneğin SBA, imalat sektöründe faaliyet alanına göre 500 veya 1.000 işçiden az, toptan ticarette en fazla 100 işçi çalıştıran işletmeleri küçük işletme olarak tanımlamaktadır.
Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) KOBİ tanımına göre 20"den az işçi çalıştıran işletmeler "çok küçük", 20–99 arasında işçi çalıştıran işletmeler "küçük", 100–199 arasında işçi çalıştıran işletmeler "orta ölçekli işletme" olarak kabul edilmektedir.
l Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Birliği KOBİ tanımı, işçi sayısı, bilan­ço büyüklüğü ve bağımsızlık derecesinden oluşan kriterleri kapsamaktadır. Buna göre KOBİ'ler,
— 250’den az işçi çalıştıran,
— Yıllık satış cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen veya arsa ve bina hariç mevcut sabit sermaye tutarı, bilânço net aktif değeri itibarıyla 43 milyon Euro’yu geçmeyen,
— Bağımsızlık kriterlerine uygun olan, işletmeler olarak tanımlanmıştır.

Sayfa Başı

KOBİLERİN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ GÜCÜ

Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ) 'dünya ekonomisinin dinamosu' olarak tanımlanıyor. Bunun en önemli nedeni, değişime büyük işletmelere göre çok daha hızlı adapte olabilmeleri, daha az yatırımla daha çok üretim, ürün çeşitliliği ve istihdam yaratmaları. Yapıları itibariyle ekonomik dalgalanmalardan daha az etkileniyor, talep değişiklikleri ve çeşitliliğine daha kolay uyum gösterebiliyorlar. Teknolojik yeniliklere daha yatkınlar; bölgelerarası kalkınmanın dengeli bir yapıda sürmesini sağlıyorlar. Gelir dağılımındaki çarpıklıkları asgariye indirirken, ferdi tasarrufları teşvik ediyor, yönlendiriyor ve hareketlendiriyorlar. Bunun yanında, büyük sanayi işletmelerinin vazgeçilmez destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak rol alıyorlar. KOBİ'ler, politik ve sosyal sistemlerin de denge ve istikrar unsuru. Demokratik toplumun ve liberal ekonominin temel taşlarından biridir.
Dünya ekonomisinden verilecek bazı rakamlarla, tüm bu saptamaların rasyonelliğini gözler önüne sermek mümkün; KOBİ'lerin ABD ekonomisinde üretim payı yüzde 36.2, Almanya'da 49, Japonya'da 52, Fransa'da 54. Yatırımlardaki oranlara baktığımız zaman, ABD'de yüzde 38, Almanya'da 44, Japonya'da 38 olarak görüyoruz. Türkiye'deki işletmelerin yüzde 99,5'i, istihdamın yüzde 64'ü, yaratılan katma değerin yüzde 36'sı KOBİ'lere ait. Kısacası KOBİ'ler, küresel dünyanın güçlü ekonomileri arasında yer almak için çalışan Türkiye'nin en önemli gücü.

Sayfa Başı

GENEL YAPISI VE SORUNLARI

Ülkemizde KOBİ’lerin sayısı hizmet sektörü de dahil olmak üzere, tüm işletmelerin sayısının yüzde 98,8'ini ve bu işletmelerdeki toplam istihdamın yüzde 45,6'sını oluşturmak­tadır. KOBİ yatırımlarının, toplam yatırımlar içindeki payı yüzde 38'e ulaşmakta ve toplam katma değerin yüzde 26,5'i yine bu işletmelerce yaratılmaktadır. KOBİ’lerin toplam ihracat içerisindeki payları, yıllar itibarıyla değişiklik göstermekle beraber ortalama yüzde 10 oranında gerçekleşmekte ve bu kesimin toplam banka kredileri içindeki payı yüzde 5 civarında seyretmektedir. (SARIASLAN Halil, "Türkiye Ekonomisinde KOBİ'ler", TOBB, 1996)
Türkiye'de KOBİ’lerin büyük çoğunluğu aile şirketleri şeklinde faaliyet göstermekte, kurumsal yönetim mekanizmalarının yaratılamaması nedeniyle de KOBİ'lerimizin ortalama ticari faaliyet süreleri çok kısa seyretmektedir. (Sağlam 2001)

Genel Sorunlar

—Girişimcilik, yöneticilik ve mülkiyetin işletme sahibinde bütünleşmesi,
—Fizibilite çalışmalarının yetersizliği,
—Ortak girişimlerde çekingenlik,
—İşletmeler arası işbirliği eksikliği,
—Kuruluş yeri seçimi ile ilgili sorunlar,

İdari Sorunlar

—Yönetim ve yönetici sorunları,
—Nitelikli personel bulunamaması,
—İşletme sahiplerinin teknik kökenli olması,
—Örgüt ve örgütlenme sorunları,
—Uzmanlaşma ve formasyon eksikliği,
—İdari, teknik, danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinde eksiklik,

Üretim ve teknoloji sorunları

—Teknolojik yetersizlik,
—Üretim kapasitesi eksikliği,
—Pazar araştırması yapılmaması,
     —Ar-Ge faaliyetlerinin eksikliği,
—Kapasite belirlenmesinde yanlışlıklar,
—Hammadde, işletme malzemesi vb. sağlanmasında yaşanan sorunlar,
     —Uluslararası kalite normlarında ürün üretememe,
     —Fason üretim planında karşılaşılan sorunlar,
—Stoklama (depolama) sorunları,

Pazarlama Sorunları

—Pazar, çevre analizi ve erken uyarı sistemlerinden yoksunluk,
—Yeni pazar kanallarının hazırlanamaması,
     —Dağıtım sorunları,
—Potansiyel iç pazarların bulunması, araştırılması ve değerlendirilmesindeki güçlükler,
—Pazar bilgisi eksikliği,
—İhracat pazarlama sorunları,
—Dış pazarlardaki yoğun rekabet,
—Dış pazarda potansiyel belirleme güçlükleri,
—Dış pazarlama giderlerinin yüksekliği,
—İstenilen standartlara uyamama,

Finansman Sorunları

—İşletme sermayesi ve öz kaynak yetersizliği,
—Yabancı kaynak sağlamada güçlükler ve maliyetlerin yüksekliği, kredibilitenin düşüklüğü,
—Yatırım zamanlamasında yapılan hatalar,
—İşletme sahiplerinin finansal yönetim açısından bilgi noksanlığı ve profesyonel yönetici çalıştırılmaması,
—Teşviklerden yeterince yararlanılamaması,

Diğer Sorunlar

—Yasal sınırlamalar,
—Destekleyici ve yönlendirici politikaların eksikliği,
—Mevzuatın ve yeni gelişmelerin yeterince izlenememesi (bilgi eksikliği)
—Yasal hakların savunulamaması,
—Bürokratik işlemler, engeller ve gecikmeler,
—Üniversite-küçük sanayi işbirliğinin geliştirilememesi.

Söz konusu bu sorunlardan farklı olarak, Türk KOBİ'lerinin finansman sorunları, ban­ka kredilerinin önemi ve sorunlar ile kayıt dişiliğin KOBİ'ler üzerindeki etkileri aşağıda alt başlıklar halinde incelenecektir.

Sayfa Başı

KAYIT DIŞI EKONOMİ VE BASEL II SÜRECİ İLE ETKİLEŞİMİ

En genel anlamıyla kayıt dışı ekonomi, "Ya hiç bir belgeye bağlanmayarak ya da içe­riği gerçeği yansıtmayan belgelerle gerçekleştirilen ekonomik olayın (alım-satım), devletten ve işletme ile ilgili öteki kişilerden (ortaklardan, alacaklılardan, kazanca katılan işçilerden vb.) tamamen ya da kısmen gizlenerek, kayıtlı (resmi) ekonominin dışına taşmasıdır " (Altuğ 1999). Hesap Uzmanları Kurulu tarafından, çeşitli tahmin yöntemleri kullanılarak bulunan kayıt dışılık oranları aşağıdaki gibidir.

DÜNYADA

Sanayileşmiş Ülkeler (G–7)
Gelişmiş Ülkeler
Gelişmekte Olan Ülkeler
Az Gelişmiş Ülkeler

TÜRKİYE'DE

GSMH Yaklaşımına göre
Ekonometrik Yaklaşıma göre
Vergisel Yaklaşıma göre
Duyarlılık Analizine göre
Kayıt Dışı Ücret Yaklaşımına göre yüzde 35 – 40

Türkiye'de kayıt dışı ekonominin nedenlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür. (DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıkları sırasında oluşturulan Kayıt Dışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonunun DPT: 2603-ÖİK: 614 sayılı Raporu'ndan derlenmiştir.)
Türkiye'de 70'li yıllardan itibaren yaşanan yüksek oranlı enflasyonun işletmelerin gelir ve kaynak yapısı üzerindeki olumsuz etkileri, Mükellefin vergiye karşı direnç göstermesi, Vergi yükü dağılımında adalet ilkesinin zedelenmesi,
Devletin pek çok alanda düzenlemeler getirmesi ve bu düzenlemelerin firmalara getirdiği mali yükler,
Türkiye'nin idari yapısındaki sorunlar, denetimin yetersizliği ve birimler arası eş­güdümün eksikliği nedeniyle kayıt dışı çalışmaların tespitinin ve kayıt altına alın­masının zorlaşması,
Genel olarak vergi oranlarının yüksekliği ve vergi kanunlarının zor anlaşılır ve yo­ruma açık olmaları.
Kayıt dışı ekonominin varlığında, milli gelir ve istihdam gibi makro ekonomik değiş­kenler tam ve doğru olarak ölçülemeyeceğinden bu değişkenlere dayalı olarak oluşturulan politikalar sapmalı sonuçlar verecektir. Bu ortamda kaynakların etkin dağılımı bozulacak, aynı sektördeki iş kolunda ve benzer koşullarda faaliyet gösteren iki işletmeden birisi kayıt dışılık sayesinde hak etmediği halde rekabet üstünlüğü elde edebilecek, dolayısıyla yasalara uygun olarak faaliyet gösteren firmalar piyasa dışına itilebilecektir. Ayrıca vergilendirilmeyen ya da eksik olarak vergilendirilen faaliyetler nedeniyle vergi gelirleri daha az olacak, vergi kaybı nedeniyle bütçe açığı ortaya çıkacak veya artacaktır. Bu açığın finansman yöntemi de ekonomik ve sosyal açılardan toplum üzerine ek maliyet olarak yansıyarak, hâlihazırda vergilerini ödeyen mükelleflerin vergi yükleri de haksız yere artmış olacaktır.
Bilindiği üzere, bankaların firmaları kredilendirirken dikkate aldıkları en önemli un­sur, firma mali tablolarındaki kantitatif verilerdir. Ancak bu hedefin gerçekleşmesi firmaya ait kantitatif verilerin doğruluğu ve analize elverişli olması ile doğrudan ilişkilidir. Aşağıda önümüzdeki dönemde kayıt dişiliğin önlenmesinde KOBİ bilânçolarında dikkate alınabilecek kalemler belirtilmektedir.
Basel II ile birlikte, KOBİ’ler banka kredisi alabilmek ve fiyatlama avantajlarından yararlanabilmek amacıyla kayıt düzenlerini geliştirerek ticari faaliyetlerini kayıt altına almak zorundadırlar. Bu bağlamda Basel II’ nin, kredi maliyetleri üzerindeki yansımaları aracılığıyla işletmelerin ticari faaliyetlerinin kayıt altına alınmasında zorlayıcı bir unsur olacağı beklen­mektedir. Bu etkileşimin derecesi, KOBİ'lerin bankacılık sisteminden sağladığı kaynakların büyüklüğü ile doğru orantılı olacaktır.

Sayfa Başı

BASEL II STANDARTLARINA GÖRE KOBİ OLMA ŞARTLARI

Basel II sermaye yeterlilik düzenlemesi gereğince KOBİ tanımı, 7 Şubat 1996 tarihli Avrupa Birliği Konseyi Kararı ile düzenlenmiş KOBİ tanımlamasına uyumlu olarak yıllık satış hâsılatı esasına göre belirlenmiştir.
Basel II'de sermaye yeterliliğini belirlemek için kullanılan standart yöntemde KO­Bİ'ler (Small and Medium Sized Enterprise), toplam yıllık satış hâsılatı toplamı 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar olarak tanımlanmakta,
— Bir bankacılık grubundaki toplam kredisi<l milyon Euro ise, Perakende KOBİ
— Bir bankacılık grubundaki toplam kredisi>l milyon Euro ise, Kurumsal KOBİ şeklinde iki ayrı sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır.
Toplam yıllık satış tutarı 50 milyon Euro’nun üzerinde olan firmalar ise, "Kurumsal" olarak nitelendirilecektir. Kurumsal KOBİ ve kurumsal nitelikli tüm firmalar, standart yaklaşımla kredi riskinin ölçümünde, dış derecelendirme kuruluşlarının vermiş oldukları derecelendirme notlarına bağlı olarak risk ağırlığına tabi olacaklar, perakende KOBİ portfö­yüne dahil edilecek firmalar ise standart yüzde 75 risk ağırlığına tabi tutulacaklardır. İçsel derecelendirme yaklaşımında ise kurumsal, kurumsal KOBİ ve perakende KOBİ nitelikli firmalar için farklı formüller kullanılacaktır.
Perakende portföy, Basel II çalışmasında ayrıntılı olarak şu kriterlerle tanımlanmaya çalışılmıştır:
Borçlunun Kimliği Kriteri: Borçlu gerçek kişi/kişiler veya küçük ve orta ölçekli bir işletme (KOBİ) olmalıdır.
Ürün Kriteri: Perakende portföye dahil edilecek alacak türleri, rotatif krediler, kredi kartları ve borçlu cari hesap, kredili mevduat hesapları dahil kredi kullandırma taahhütleri, bireysel krediler/tüketici kredileri (taksitli krediler, taşıt kredileri, öğrenci kredileri, ihtiyaç kredileri), finansal kiralamalar, küçük işletmelere açılan krediler ve bunlar lehine verilen taahhütler olmalıdır.
Portföy Çeşitlendirmesi Kriteri: Birbirleriyle bağlı olduğu düşünülen küçük işletmeler veya şahıslar tek bir işletme olarak kabul edilir ve portföyde bu tarz firmalara verilen nakdi ve gayri nakdi kredi miktarının, bankanın toplam perakende kredi portföyünün yüzde 0,2'sini geçmemesi şartı aranır.
Kredi Büyüklüğü Kriteri: Bir bankacılık grubundan, ilgili firmanın (KOBİ) dahil ol­duğu konsolide şirketler grubuna kullandırılan toplam nakdi ve/veya gayri nakdi kredi tutarının l milyon Euro’dan az olması gerekmektedir.
Perakende krediler ile ilgili değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, perakende port­föyde sınıflandırılan kredilerin bankalar tarafından homojen kriterler göz önüne alınarak oluşturulmuş havuzlar bazında yönetilmesi gerektiğidir. Havuz oluşturma sürecinde bankalar, anlamlı bir risk farklılaştırması yarattıklarını ve mümkün olduğunca homojen risklerin gruplandırılmasını sağladıklarını göstermek zorundadırlar.
İçsel derecelendirme yöntemi kullanılırken, oluşturulan her bir havuz bazında PD, LGD ve EAD hesaplaması yapılmalıdır. Ancak birden fazla havuzun aynı PD, LGD ve EAD rakamlarını paylaşabilmesi de mümkün olabilecektir. Bankalar havuz oluştururken, Basel II Sermaye Uzlaşısında öngörülen aşağıdaki risk belirleyici faktörleri dikkate almalıdırlar:
Borçlu risk özellikleri: Borçlu tipi, mesleği ve yaşı gibi demografik özellikler, Ürün ve/veya teminat türleri de dahil işlem risk özellikleri,
Kredi geri ödemelerinde gecikme olması: Canlı krediler ile tahsili gecikmiş krediler aynı havuzda yer almamalıdır.
Çalışma grubu perakende portföy havuzlarının oluşturulmasında uygulanması gereken ortak standartların;
•    Portföy büyüklüğü,
•    Ürünün standart özellikleri (Rotatif/Spot/Taksitli, Komisyon/Faiz Oranı, Kullandırım, Geri Ödeme, Faiz Tahakkuku vb.),
•    Her bir müşteri için min/max kredi tutarı,
•    Vade,
•    Portföy performansını ölçmek için benchmark kullanımı, örneğin;
—30+ gün gecikmiş toplam risk/toplam portföy riski
—90+ gün gecikmiş toplam risk/toplam portföy riski
—Zararaatılmış toplam risk/toplam portföy riski
•    Kredi tahsis kararı süreci ve yetkileri,
•    Kredi değerlendirme kural ve araçları (Score Card),
•    Kredi büro datası vb. santralize edilmiş risk bilgilerinin kullanımı ile ilgili kural ve politikalar,
•    İstisna uygulama tanım ve yetkileri,
•    Geri ödeme, kısmı geri ödeme, erken kapama durumları için belirlenecek kural ve prosedürler,
•    Performans takibi ve alınacak aksiyonlar ile ilgili kural ve prosedürler: Limit artışları, limitin dondurulması, limitin düşürülmesi, ilave kullandırıra yasağı getirilmesi, limitin risk seviyesine çekilmesi vb.
•    Teminat alma ve teminat çözme kuralları, teminat marj oranları,
•    Erken uyarı sinyalleri,
•    Sözleşme ve taahhütname vb. dokümanlar için standartlar,
•    İdari takip ve yasal takip süreci tanımları ve yetkileri,
•    Sorunlu hale gelmiş müşterinin, gecikme tutarı tahsil edildikten sonra canlı kredi portföyüne iadesi veya kredi ilişkisinin sonlandırılması vb. sorunlu kredi tahsilât süre­ci sonrası için belirlenmesi gereken kural ve prosedürler,
•    Karşılık ayırma ve zarar yazma kural ve politikaları,
Şeklinde belirlenmesi gerektiğini öngörmektedir.".
Basel II ile de öngörülen kurumsal ve perakende KOBİ tanımı dikkate alındığında, Türkiye'de bulunan büyük sanayi firmaları haricindeki firmaların büyük çoğunluğunun perakende KOBİ sınıfında değerlendirileceği ortaya çıkmaktadır. Çünkü ülkemizde faaliyette bulunan işletmelerin çok büyük bir kısmı belirtilen tutarlarda faaliyet ve kredi hacmine sahip değildir. Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin mali durumlarına ilişkin en kapsamlı veriler, TCMB tarafından yayımlanan sektör bilânçolarında yer almaktadır. Tablo 4'de sektör bilânçoları çalışması kapsamında incelenen toplam 6.667 adet firmaya ait temel büyüklükler ve bu büyüklüklere ilişkin firma ortalamalarına yer verilmiştir. Bu tabloda yer alan veriler, her bir tüzel kişiliğin ayrı ayrı bilânço ve gelir tablosu rakamlarından oluşmaktadır. Belli bir grup bünyesinde yer alan firmaların konsolide verilerini içermemektedir. 6.667 firmanın katıldığı çalışmada net satış hâsılatı rakamına göre firmalar, küçük, orta ve büyük ölçekli olmak üzere üçe ayrılmıştır. 2004 yılı net satış hâsılatı 40 milyon Euro’nun üzerinde olan firmalar "büyük ölçekli" olarak tanımlanmış ve bu ölçekte yer alan firma sayısı 619 olarak verilmiştir. Cirosu 50 milyon Euro’nun üzerinde olan firma sayısının 619'dan az olacağı aşikârdır. Benzer şekilde İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl açıklanan Türkiye'nin en büyük bin firmasının belirlendiği araştırmaya göre, bu firmalardan sadece 394'ünün cirosu 50 milyon Euro’nun üzerindedir.

Sayfa Başı

KOBİLERİN ALMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Önümüzdeki dönemde finans sektörünün sağlıklı risk ölçümüne ağırlık veren ve bu ölçümlerin sonuçlarına göre fiyatlama yapan bir yapıya kavuşması kaçınılmaz. Dış kaynak ihtiyacının en üst seviyede olduğu KOBİ'ler de doğal olarak bu değişime ayak uydurmak zorunda kalacak. Türkiye'deki reel sektörün yüzde 95'ini oluşturan KOBİ'ler, büyümenin lokomotifi konumunda. Diğer taraftan kırılgan yapıları, gelişmiş ülkelerdeki örneklerinin aksine, bu büyümenin sağlam temellere oturmasını engelliyor, dönem dönem GSMH'da büyük iniş ve çıkışların oluşmasına neden oluyor. Türkiye’de 2003 yılında kayıt dışılığın yüzde 66'lara kadar yükseldiği görülüyor. Bu oran, risklerin yarısının kayıt dışında kalması ve bankaların bunları ölçememesi olarak ifade edilebilir. Yasal otoritelerin de önemle üzerinde durduğu risk odaklı bir finansal sektör yapılanmasında, bankalar doğal olarak ölçemedikleri işletmelere ait bu riskleri almak istemeyecek veya yüksek fiyatlarla alacaklardır. Neticede finansal sektördeki sermayenin azlığı, yüksek fiyatla alınan bu risklerin dahi kısıtlı olmasına neden olacak. Kayıt dışılığın bu kadar büyük olması, aldığı riskleri iyi ölçemeyen finansal şirketlerin korumacı bir yapı ile hareket etmesine ve fiyatlamada bir emniyet marjı bırakmasına neden oluyor. Önümüzdeki dönemde riske odaklanmanın, yasal otoritenin zorlayıcı tedbirlerinin de etkisiyle artacağı kaçınılmaz bir gerçek. Ülkemizde risk odaklı yaklaşım hızla kabul görürken, bu anlamda bir çözüm ancak bilinçlenme ile sağlanabilir. Bu şeffaflık ve kayıt düzenindeki bilinçlenmenin, ekonomideki büyüklükleri de göz önüne alındığında, KOBİ'lerden başlaması gereğini ortaya koyuyor. KOBİ'ler hem fiyatlama avantajlarından yararlanabilmek, hem de banka kaynaklı fonlar bulabilmek için, kayıt düzenlerini geliştirerek, işletme faaliyetlerini kayıt içine almak, bu kayıtları da eksiksiz bir şekilde bankalarla paylaşmak durumunda kalacak.
Benzer uygulama ve farklı ülke deneyimlerinden de görülebileceği gibi, KOBİ'lerin bu süreçte yapacağı tüm bu yatırımların belli bir maliyeti var ve bu yatırımlar ancak uzun bir dönem içinde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla gerekli yatırımlara zamanında başlamayan KOBİ'ler bu yatırımlar için gerekli kaynakları bulmakta zorlanabilir ve kaynak bulmak konusunda içinden çıkılmaz bir kısır döngüye girebilirler. Firmalar kayıt düzenlerini gözden geçirerek düzenli bir yapıya kavuşturmalı ve şeffaflık sağlamalıdırlar.

Sayfa Başı

KOBİLERİN KARŞILAŞABİLECEKLERİ ZORLUKLAR NELERDİR?

Basel II’ nin getirdiği düzenlemelerin 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlandığından, KOBİ'ler değişim amacıyla yatırım yapmaya başlamak için mutabakatın tamamlanmasını beklememeli. Bunun yerine, nerede eksiklikleri bulunduğunu analiz etmeli ve kritik iş planlarını hazırlamaları gerek. Söz konusu hazırlık sürecinde, KOBİ'lerin karşılaşabilecekleri sorunlar ise şöyle sıralanıyor:
Finansman: KOBİ'ler faaliyetlerini öncelikli olarak özkaynaklarıyla finanse ediyor, yeterli olmadığı noktada ticari bankaları kullanıyorlar. Diğer finansman araçları ise, göreceli olarak daha az tercih ediliyor. KOBİ'ler işletme faaliyetleri sırasında en çok finansman sorunlarıyla karşılaşıyor. Bu sorunların temelinde KOBİ'lerin özsermaye yapılarının zayıflığı yatıyor. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak olan KOBİ'lerin değerlendirilecek olan özelliklerinin başında, sahip oldukları işletme sermayesi var. Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ'lere verilen kredilerin maliyetleri, diğer KOBİ'lere verilen kredilerle karşılaştırıldığında daha düşük olacak. Bu yapı, doğal olarak güçlü sermayeli KOBİ'lere avantaj sağlayacak.
Yaşanan sermaye sorunlarıyla birlikte, KOBİ'lerin yöneticilerinin finansman bilgilerinin yeterli olmaması ve bu konuda yetişmiş eleman istihdam edilmemesi de sorunu derinleştiriyor. KOBİ'lerin hemen hepsinde sahip yöneticiler teknik kökenli olduğundan, finansman ve muhasebe konusunda çok az bilgiye sahipler.
Şeffaflık: Basel II’ nin getirdiği yeniliklerin başında şeffaflık geliyor. Şeffaflık bankalar ve KOBİ'ler arasında sağlıklı bir işbirliğinin gerçekleşmesi için ön şart olarak görülüyor.
Şeffaflık, gerek KOBİ’lerin, gerekse kurumsal firmaların, sağlıklı bir derecelendirme ve dolayısıyla verimli bir kredi süreci yaşayabilmesi için finansal ve niteliksel bilgilerden oluşan gerekli tüm bilgilerini, bankalara ve bağımsız derecelendirme kuruluşlarına, zamanında, güvenilir ve yeterli bir şekilde sunmasını öngörüyor.
KOBİ'lerimizin zaman zaman farklı merciler için farklı mali raporlar (bilânço, gelir-gider tabloları vb.) üretmeleri söz konusu. KOBİ bilânçolarının kredilendirmeye uygun olmaması (negatif sermaye, bilânçodaki zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması, derecelendirme aşamasında yaşanacak zorlukların başında geliyor. İyi yönetilen, iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm bilgileri zamanında ve yeterli bir şekilde sunabilen KOBİ'ler, potansiyel olarak en iyi dereceyi alarak, en iyi şartlarda kredilendirilme imkânına sahip olacaklar. KOBİ'ler şeffaflığı artırmak için daha fazla finansal bilgi ile daha kapsamlı niteliksel bilgilerini bankalara sunabilmeli.
Risk bazlı fiyatlama ve teminatlandırma: Basel II uygulamalarıyla birlikte, bankaların maruz oldukları riskleri daha iyi ölçmeleri bekleniyor. Bunun için, bankaların risk bazlı fiyatlamayı da hayata geçirecekleri öngörülüyor. Risk bazlı fiyatlama, bankanın daha çok risk aldığı ürünlerde ve düşük dereceli müşterilerde daha yüksek fiyatlama yapması olarak yorumlanabilir. Kredinin türü, vadesi, tutarı da risk bazlı fiyatlamayı etkileyen diğer unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Risk bazlı fiyatlamada zorlayıcı bir diğer unsur da, kullandırılacak krediler için firmaların verecekleri teminatlar.
Dikkat Edilmesi Gerekenler

—Finansman: KOBİ'lerin özkaynak yapılarının zayıflığı (işletme sermayesinin önemi),
—Şeffaflık: Mali tabloların yeknesaklığı, kredilendirmeye uygun olmaması (negatif sermaye, zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması,
—Risk odaklı fiyatlama: Hem kredi kullananın, hem de kredi işleminin riskliliği nedeniyle bankanın risk odaklı kredi fiyatlaması yapması,
—Teminatlar: Piyasa ağırlıklı olarak kullanılan teminatlar yerine, BASEL II (standart yaklaşım) çerçevesinde uygun bulunan teminatlar (Hâlihazırdaki gerçek müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi kefaletleri BASEL II çerçevesinde teminat kapsamına alınmadı).

Sayfa Başı

BASEL II YE GEÇİŞ SÜRECİNDE KOBİLERE ÖNERİLER

—KOBİ’ler kurumsal yönetim ilkelerine uyum sağlama konusunda çalışmalar yapmalıdır.
—KOBİ’ler derecelendirme sistemlerinin gerek duyduğu verileri sağlıklı ve zamanında üretme konusunda gerekli çalışmaları yapmalıdır.
—KOBİ'ler, bankalarının Basel-II kapsamında hangi ölçüm yaklaşımını kullandığını, bankalarından kullandıkları kredilerin perakende kredi olarak mı, kurumsal kredi olarak mı değerlendirildiğini öğrenmelidir.
—KOBİ’ler Basel-II içerisinde hangi teminatların ne şekilde dikkate alındığı konusunda bilgi sahibi olmalı ve bu konudaki göreli avantajlardan faydalanabilmelidirler.
—KOBİ’ler iyi bir derecelendirme notu alabilmek için bankalar açısından belirsizlik doğurabilecek konularda bankaları ikna edici bilgi ve veriler sunmalıdırlar.

Sayfa Başı

Anasayfa